FRANSADA MÜSLÜMAN OLMAK

Gazetecilere telefonda “geldiğiniz zaman zili çalın, kapıyı kırmanıza gerek yok” dedi. Lucien, bu halinde bile şaka yapıyordu. Hâlbuki hiç de gülecek durumda değildi. Bir işçi mahallesinde sosyal lojmanlarda tek başına oturuyordu. Pencerelerinden yandaki anaokulunun bahçesi görünüyordu. Otuzlu yaşlarının sonuna gelmişti. Büyük bir firmada çalışıyordu. 22 Kasım Pazar akşamını dışarıda arkadaşlarıyla geçirmişti. Onun için gece evine geç dönmüştü. Geç derken 11 buçuk, 12 idi. Hemen kendisine yiyecek bir şeyler hazırladı. Birazdan yatacaktı. Tam o sırada zil çaldı.

Kıble orası değil

Hemen açmadı. Mahallede serserilik yapan gençler vardı. Bazen insanları rahatsız ediyorlardı. Ayrıca komşu da olamazdı, kapının arkasında bir ses duymamıştı. Bir dakika bekledi. Ses çıkmayınca yatak odasına doğru yürüdü. Tam o anda büyük bir gürültü duydu: Güm. Kapı ortadan ikiye bölünmüştü.

Birdenbire evinin içine kasklı, kar maskeli, ellerinde uzun namlulu silahlar olan insanlar dolmuştu. “Yat yere!” diye bağırdılar. Arkadan kelepçelediler. Banyoya götürdüler. Diz çöktürdüler. Hepsi, hep bir ağızdan bağırıyordu. Birisi bütün gücüyle “Mekke'nin istikameti orası değil!” diye haykırdı. Evdeki bütün eşyaları devirdiler. Yatak odasındaki bütün elbiselere bıçak sapladılar.  Mutfaktaki tabak çanaklar da dâhil bütün cam eşyaları kırdılar. Yatağının ve çekyatın şilteleri parça parça edilmişti. Her tarafa temizlik tozları dökülmüştü. Buzdolabı, derin dondurucu, çamaşır makinesi her şey devrilmişti. Evdeki bütün perdeler yerinden sökülmüştü. Bu bir arama değil, arama süsü verilmiş bir tacizdi.

Geldikleri gibi gittiler. İmzalatmak istedikleri kâğıdın kopyasını bile vermeyi reddettiler. Zaten ortada ne bir suçlama, ne de soruşturma vardı.  O arada 200 avro kaybolmuştu. Bu Lucien'in en son düşündüğü konuydu.

Suçu Müslüman olmak

Lucien bir Müslümandı. Suçu Müslüman olmaktı. İlk gençliğinde İslam'a ilgi duymuş, Hak dinini seçmişti. Gazetecilere şöyle diyordu: “Önce ilgilenirsiniz. Bu konudan bahsedildiğini duyarsınız. Sonra bilgi alırsınız. Kalbinize ulaştığı zaman iman edersiniz.”

Fransız bir aileden geliyordu. Babası Katolik, annesi Protestan'dı. Evi toplamak için ona yardıma gelen ablasının semavi dinlere inancı yoktu. Gülerek kardeşine takılıyor “cihatçı” diyordu. Oysa Lucien'in silahlı gruplar ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktu. Sabıka kaydı tertemizdi. Hayatında ne polis, ne karakol görmüştü. Lucien, Paris saldırıları için “Onlar terörist, katil. İslam'la bir ilgileri yok. Ben de içki içmiyorum ama içki içenleri öldürecek değilim” şeklinde konuşuyordu. Onu en çok yaralayan ise şu olmuştu: Kendisi gibi Fransız olan komşularına olaydan dert yanmış, aldığı cevap onu derinden yaralamıştı: “Evinize geldilerse mutlaka bir şey vardır. Boş yere gelmezler.”

Sistemin lanetlileri

Lucien'in giyimi tüm Fransızlar gibi. Sadece fazladan sakalı var. “Bu nedenle” diyor Lucien “Kendimi artık parmakla gösterilen, dışlanan biri gibi hissediyorum. Eskiden normal bir yaşantım vardı. Artık akşamları işten eve dönerken sürekli arkama bakıyorum.”

Lucien, evinde arama bahanesiyle yıldırılmak istenen binlerce Fransız Müslümandan sadece biri.  Pontoise camiinin imamı olan Ebu Cevat “Tüm vaaz ve hutbeler kayda alınıp otomatik olarak dinleniyor. Buna rağmen camide arama yapılıyor” şeklinde konuşuyor. Cemaatten birçok kişinin evi de sırf sakallı oldukları için aranmış. Ebu Cevat “Bizde bir söz vardır” diyor. “Sahibi köpeğini öldürmek isterse kuduz oldu dermiş. Galiba bizi de aynı akıbet bekliyor.”

Fransa'da 6 ve 13 Aralık tarihlerinde iki tur olarak yapılacak bölgesel seçimler var. Seçimlerin favori partisi aşırı sağcı Milli Cephe'nin yöneticilerinden Marion.

Marechal Le Pen şöyle diyor:

“Fransa Hıristiyan toprağıdır.  Grekoromen etkisi de bulunan Hristiyan geleneklerimiz vardır. Bazı yurttaşlarımız Müslümanlığı tercih etmişlerse de onların da bu geleneklere uygun davranmaları ve buna uygun bir yaşam tarzı sürdürmeleri gerekir. Cellaba giymek, başörtüsü takmak, sakal bırakmak, öyle katedral gibi camiler yapmak olmaz.  Biz ne yiyip içiyorsak, siz de onu yiyip içeceksiniz. Ayrıca meşhur Reims Katolik ayini yapılırken duygulanmayan, Bastille Kalesi'nin zaptını kutlamayan Fransız olamaz. İşte, Müslümanların radikal İslam'la aralarına çizgi çekmeleri ancak böyle mümkün olabilir.”

“İslam free”

Nasyonal Sosyalizm bundan 70 yıl önce Avrupa'da tek bir Yahudi bırakmamayı hedefliyordu, bunu geniş ölçüde başardı da, bu hedefe kısaca “Juden Free” diyorlardı.  Bugün Sosyalist Parti'nin iktidarda olduğu Fransa Müslümanlara karşı bir sürek avı başlatmış durumda. Benzer durumlar başka yerlerde de var. Liberal demokrasi “İslam Free”  ülkeler mi yaratmak istiyor? İnsanlara ders vermeyi çok seven Fransızlara bir toplumun insanlara av ya da avcı olmak dışında başka seçenekler de verebilmesi gerektiğini hatırlatmakta yarar var.

(Bu yazıdaki bilgiler 29 Kasım tarihli Le Monde Gazetesi'nin abonelerine linkini verdiği bir blog'dan ve Fransız basınından alınmıştır.)

Kayahan Uygur/Güneş